Şücâaddîn Azîz Uşşâkî (k.s.a.)

Ahmed Şücâaddin Azîz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmed Tâlib-i İrşâdi hz.’ne şeyhi Hüseyin Hakkı tarafından 1860 yılında hilafet verilince Cahidi Sultanın memleketine Kilitbahr’e gönderilir.

Cahidi hz’nin tekkesinin aşağısında Fatih’in yaptırdığı Kilitbahir Kalesi’nin hemen üstünde dergahını kurar.

Hz Peygamber’e (s.a.v) Hz Ali’ye (k.v) ve ehli beyt’e  sevgisi şiirlerine yansır. İrşâdiler mürşidleri gibi inziva hayatına önem verir ve sakallarını uzatıp saçlarını da sarıklarının üstünden arakiye arasına yerleştirirler.

Dergahın meydan odası’nda cuma ve pazartesi geceleri tarîkat âyîni  icrâ ederler . Tâlibi İrşâdi hz. halifeler  yetiştirir . Bunlardan biri de  Ahmed efendidir. Ahmed Şücâaddin Aziz baba 1816 yılında  Geliboluda dünyaya gelmiştir. Babası Safiyullah beydir . Ümmidir .  Hocası dinin kahramanı manasına gelen  Şücâaddin mahlasını uygun görür.

Hazreti  İrşadi tarafından önce Rodos adasına bilahare ise Çanakkale merkez halifesi olarak vazifelendirilmişlerdir. İlk eşleri Hatice hanım İkinci eşleri ise Hayriye Ayşe Hanımefendidir. İlk eşinden çocukları olmayıp ikinci eşi  Hayriye hanımdan Şadiye Nefise isminde bir kızları dünya gelmiştir. Kızını halifelerinden ve Hüseyin Hakkı babanın torunu olan Arif Eren Babaya nikahlamışlardır. Şücâaddin Aziz efendi İrşadi hazretlerinin şeyhi Hüseyin Hakkı efendiyi de görüp sohbetinde bulunmuşlardır. Çanakkale Merkezde ikamet etmekle birlikte birinci dünya savaşı esnasında Çanakkale tuğla ocağı civarında mukim olmuşlardır. İki halife yetiştirmiş olup Birisi İstanbul’da Abdurrahman Sami Niyazi Hazretleri diğeri ise Manisa Turgutlu’dan  Arif Eren hazretleridir. Mürşidi Ahmed Şücâaddin Azîz’i Gelibolu’ya gönderir . Uşşâkî – İrşâdi zaviyesini kurup postnişinlik yapar.

Hamallık yaparak geçimini sağlar.  Yük taşımakta zorlandığı yıllarda gece bekçiliği yapar. Yaşlılığında ise öğrencisi Abdurrahman Sâmî efendi Yahya Kethüda dergahı postnişinliğinden ve dersiamlıktan aldığı maaşı göndererek destek olur. Güreşe meraklıdır. Padişah tarafindan begenilip saray pehlivanı da olur.

 

1880 senesinde Tâlib-i İrşâdi Hz Kilitbahir’de vefât eder. Dergahın içine defnedilen hocalarının postuna halifesi Hüseyin  Hüsnî Efendi oturur. Şücâaddin Azîz de Çanakkale’ye gelip orada irşâda devam eder.

 

İrşâdîlik, Gelibolu ve çevresinde oldukça etkili olan tarîkatlardan birisidir. Şöyle ki, söz konusu tasavvufî okul, bu bölgede, (Çardak, Bayramiç, Çanakkale, Gelibolu, Nara) Tâlib-i İrşâdî, Hüseyin Hüsnü Azîz , Hâfız Mehmed Tevfîk Efendi, Şeyh Sâfî Baba, Şeyh Hüseyin Necib Efendi, Şeyh Ahmed Şucâî Azîz, Şeyh Hasan Niyâzî Baba, Şeyh Sıdkî Baba, Nuri Baba, Sâdık Baba ve Şeyh Mustafa Kanber Baba olmak üzere toplam 11 sûfî tarafından temsil edilir.

 

Abdurrahman Sâmî Hz. yaklaşık 1903 yılının Ramazanında bir rüya görür :

 

Rüyasında Peygamber Efendimiz’i gördü. Peygamber Efendimiz, yanında bulunan zatı göstererek: “Ey Sâmî! Bu senin mürşidindir. Sen vapura bin ve denize açıl. Vapur hangi iskelede durursa orada in. Hocanı orada bulacaksın” buyurdu. Uyanır uyanmaz sabah namazını kıldı. Doğruca iskeleye gidip hareket etmek üzere olan bir gemiye bilet aldı. Gemi çok geçmeden Marmara Denizi’ne açıldı. Gelibolu önlerine vardığında, kaptan geminin arıza yaptığını, yolcuların burada inmesi gerektiğini bildirir. Abdurrahman Şâmî Efendi de burada gemiden iner.

İskelede kendisini nur yüzlü bir zat karşılar. Bu zat: “Sâmî Efendi, oğlum, hoş geldin” der. Sâmî Efendi olanlara şaşırarak: “Bu zat benim adımı nereden biliyor?” diye aklından geçirir. O zat: “Geçen gece Peygamber Efendimiz sana ne emir buyurdular?” der. Sâmî Efendi hemen toparlanarak o zatın elini öptü ve hemen kendisine bağlanır.

Bu zat Ahmed Şücâaddin Uşşâkî Hazretleri’dir.

 

Abdurrahman Sâmî efendi Şücâaddin Azîz’in arkasında namazda iken Kur’an kıraatıyla ilgili bazı eksikliklerini görür. Ama namazdan sonra Şücâeddin Azîz kürsüye geçip Fatiha’nın bir çok farklı tefsirlerini yapmaya başlar. Fakat bu tefsirlerin bir çoğunu medresede okumamıştır Abdurrahman efendi.

 

Abdurrahman Sâmî efendi, Şücâaddin Azîz’e ilk intisap etmeye yedi tane bavulla gider . Her birinde ayrı ayrı cübbeler. çünkü çok temiz giyinen, bir giydiği cübbeyi bir daha giymeyen bir istanbul müderrisi.

Şeyhi ise bir hamal. Mürşidi erbaine sokar , çok ağır çileler çektirtir kendisine. Öyle ki bir at arabası tekerleğinin içine veya bir fıçının içine oturtarak, hem de sarığıyla cübbesiyle mahallenin içinde bir fıçının içinde oturtur. gelen geçen çocuklar gülerler, laf atarlar. tuvalet temizlemekten tutun da… der ki, “üstadım ben bir alimim, benim gibi bir alime bunu neden yaptırıyorsunuz? rezil oluyorum”  der ki: “dişlerinin arasında en ufak bir mollalık kırıntısı kalmasın diye yaptırıyorum” bunun üzerine Abdurrahman Sâmî efendi gider otuziki dişini birden çektirir, bir mendile koyar, şeyhine teslim eder. şeyhi “oğlum biz sana mecazen söyledik, sen ki teslimiyetini göstermek için bunu hakikate hamlettin, gittin sağlam dişlerini çektirdin, açılsın önündeki bütün kapılar! demesiyle Sâmî efendi’de hilafet sırrı zuhur eder. Hoca Sâmî şeyh Sâmî olur. Bundan sonra mürşidi Abdurrahman efendiye Niyâzî mahlasını verip tekrar İstanbul’a gönderir. Kasımpaşa’daki Yahya Efendi dergahında postnişin olur.

 

Şeyh Ahmed Şücâaddin Azîz 101 yaşında  R.1331 /1916 ‘de vefat eder. Eski Çanakkale garajı karşısındaki bir çınar ağacının altına (eski kabristan) defnedilir. Ancak kabristan Cumhuriyetin İlk Yıllarında kaldırılmış; daha sonrada garajda başka yere nakledilmiştir. Nakli kubur yapılmayan hazretin naaşı halen Çanakkale’de bir iş hanı içerisinde kalmış olup sevenlerince bilinip ziyaret  edilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar :

Abdurrahman Sâmî Niyâzî’nin Hayatında Şücâeddin Azîz : Sıddık Naci Eren Efendi kitapları ve  İsmail Hakkı efendi

Sefine-i Evliya Cilt 4 Hüseyin Vassaf  Efendi

Altıntaş Efendi ile Muzaffer Özak efendi internet siteleri

Mahmud Erol Kılıç Evvele Yolculuk

Arif Eren Divanı

Ali Talip Çatalyürek Efendi ile konuşma

Avrupa ile Asya Arasında Önemli Bir Geçiş Noktası Gelibolu’da Tarîkatlar ve Tekkeler Selami ŞİMŞEK

Naim Kaya Efendi ile konuşma

Oğuzhan Kantar

not: yazı Aşıkane dergisinde yayınlanmıştır.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.