Uşşaki vakfı

sanduka

PÎR SEYYİD HASAN HÜSÂMEDDİN-İ UŞŞÂKÎ (K.S.A) HAZRETLERİNİN HAYATI

Büyük tasavvuf önderi, kutbü‟l-aktâb, yaşadığı devre ışık tutmuş, Osmanlı sultanlarının hocası, mürşidi olmuş, yüzbinlerce kişiyi irşâd ederek yüzlerce halîfe yetiştirmiş, “Hâtemen Pîr” ünvanını almış, milyonlarca kişinin önder kabul ederek yolundan gittiği, ününün günümüzü kapladığı, ledün ilminin sultânı peygamberimiz Muhammed Mustafa‟nın (s.a.v.) torunu ve gerçek vârislerinden, mârifetullah sırrına erişmiş, Allah (c.c.) dostu, zâhir ve bâtın âlimlerinden, kutb-üz zaman Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri, aslen Buharalı olup, uzun süre Uşak‟ta kaldığı için Uşşâkî diye anılmaktadır.

Kutbü‟l-aktâb, nebîler vârisi, evliyâlar sultânı, kerâmet feleğinin bedri, membâ-i esrâr, matlaü‟l-envâr Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin-i Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri Hicri 880 (M.1473) yılında Buhara’da dünyâya gelmiştir. Buharalı Hacı Teberrük adında bir tüccarın oğludur.

Soyu, annesi tarafından Peygamber Efendimizin (s.a.v) torunlarından, imâmı Hasan‟a (r.a.) ve babası tarafından da imâmı Hüseyin‟e (r.a.) dayanır. Böylelikle soyu, Hz. Ali‟ye (k.v.) dolayısı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed‟e (s.a.v) ulaşır. Yâni hem şerîf, hem seyyiddir.

Esas adı Hasan, lakâbı Hüsâmeddin’dir (dinin keskin kılıcı). Halvetî Tarîkatı şubelerinden olan Uşşâkî Tarikatının kurucusu ve pîridir. Osmanlı pâdişahı Sultan III. Murad Han‟ın hocası ve mürşididir.

İlim tahsilini babası Hacı Teberrük Hazretlerinin nezâret ve himâyesinde ikmâl ederek, fazîlet ve irfan sâhibi, zühd ve takvâda ileri, kâmil bir zât olmuş, istidâdının yüksekliğiyle kemâle ermiştir. Babası vefât edince çok üzülmüş, böyle acılı bir halde iken daldığı mânâ âleminde kendisine: “Beyhûde yere ticâretin zahmetini çekmek, ehli hakîkat için zarar ziyandır. Arzun âhirette zevk almak (yâni, Allah’a (c.c.) vuslat ve ticâreten len tebûr) ise, kesret çarşısından yüz çevirip Anadolu şehirlerinden Erzincan’da bulunan şeyh Emir Ahmet Semerkandî Hazretlerine varıp mürid ol, uzlet köşesine çekil” denilmiştir.

Tecellî âleminde, mânen almış olduğu emirden sonra uyanınca, bir an önce mürşidine kavuşma arzusu belirmiştir. Babasından miras kalan mal, servet ve kurulu ticâret düzenini, kardeşi Mehmed Çelebi’ye bağışlayarak, kendini bütün dünya bağlarından kurtarmıştır.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri, içini yakan ilâhi aşk ateşinin tesiriyle Buhara’dan ayrılıp, yaya olarak yola çıkmıştır. Aylarca zahmetli yolculuktan sonra Erzincan şehrine gelmiş ve şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretlerine mülâkî olmuştur. Cenâb-ı Peygamber Efendimizin (s.a.v) emri işâretleri ile irâdesini teslim etmiş, bîat ve intisâb ederek ona mürid olmuştur.

Mürşidine olan samîmî teslîmiyeti sâyesinde ve istidâdının yüksekliği ile kısa zamanda kemâle ve velâyete ulaşarak, velîler safına dâhil olmuştur.

Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretleri, mânen almış olduğu emir üzerine, Pîr Hüsâmeddin Uşşâkî Hazretlerine hilâfetname vermiştir. Bunun üzerine Hz. Pîr memur edildiği Uşak şehrine giderek orada yerleşmiştir. Hazreti Pîr hicrî 930 yılından 980 yılına kadar Uşak’ta âşıklar ve ârifler zümresine ilim, şevk ve feyz dağıtmıştır.

Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretlerinin âhirete göçmesinden sonra Hz. Pîr şeyhinin yerine irşâd makâmına oturmuş, kısa zamanda şöhreti güneş gibi parlamaya ve yayılmaya başlamıştır.

O sırada Manisa’da vâli olan Pâdişah Sultan II. Selim‟in oğlu şehzâde Sultan III. Murad kendisine bir mektup göndererek saltanata (yâni pâdişahlığa) nâil olabilmesi için teveccühlerini istirhâm etmiştir. Uşak‟a Hazreti Pîr‟in huzuruna gelen ulak, ziyâreti hakkında tek bir kelime etmemiş ve mektubu da kendisine vermemişken, Hazreti Pîr, mektubu getiren ulak‟a hitâben: “Git şehzâdeye söyle hemen İstanbul‟a hareket etsin. Falan günde saltanat tahtına oturacaktır” cevabını vermiştir.

Şehzâde Sultan Murad bu haberi alır almaz hazırlığa başlayıp vakit geçirmeden İstanbul‟a hareket etmiştir. Balıkesir‟e vardığında Sadrâzam Sokullu Mehmet Paşa‟nın gönderdiği heyetle karşılaşmıştır. Sadrâzamın gönderdiği mektubu alıp okuyunca, babası Pâdişah II. Sultan Selim‟in öldüğünü öğrenmiştir. Sadrâzam da tahta geçmesi için onu İstanbul‟a dâvet etmektedir. İstanbul‟a ulaşarak Pîr Hazretlerinin dediği günde Osmanlı tahtına oturmuştur. Bu olay Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretlerinin kâmil bir tasarruf sâhibi olduğunu göstermiştir. Bu durum karşısında III. Sultan Murad, Hazreti Pîr’e karşı büyük sevgi, saygı ve bağlılık duymuştur. Bu düşünce ile de Hazreti Pîr‟i İstanbul’a dâvet etmiştir.

Hazreti Pîr Uşak’ta 50 sene irşâd makâmında bulunduktan sonra 100 yaşlarında iken İstanbul’a gelmiştir. Hazreti Pîr Uşak‟tan hicret ederek İstanbul’a geldiğinde, pâdişah erkânıyla berâber büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tâzim ile karşılanmıştır. Aksaray civarında oturması için bir ev tahsis edilmiş ve bir zaman orada kalmıştır.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretlerinin pâdişahla olan yakınlığından istifâde etmeye çalışan makam ve mevkî düşkünleri ona rahat vermemiş, durmadan Hazreti Pîr‟i rahatsız etmişlerdir. Bu durumdan sıkılan Pîr Hazretleri, tekrar Uşak’a gitmek için yol hazırlığına başlamıştır. Bu durumu haber alan pâdişah, Hazreti Pîr‟in İstanbul’da kalması için ricâda bulunmuştur. Hazreti Pîr, Pâdişah III. Sultan Murad Han‟ın ricâsını kabul edip, İstanbul’da kalmaya karar vermiştir.

Bilâhare pâdişahın emriyle Kasımpaşa civarında Hazreti Pîr‟in kendi adına tekke ve dergâh inşâ edilmiştir. Orada uzun zaman bir inzivâ hayatı yaşayarak, kendilerine mürid olan sâlikleri zikir meclisleri ve mânevî sohbetleriyle hilâfet makamına vâsıl edip, her birini ayrı ayrı şehirlere irşâd memuru olarak tâyin buyurmuşlardır. İslam ve tasavvuf ilminin derinliklerine vâkıf olan ve hayâtı boyunca İslâm‟a ve Kur‟ân‟a hizmet eden Hazreti Pîr, sayısız müridi, kâmil insan olarak yetiştirerek, insanlığa kazandırmıştır. İlim mektebi olarak uzun yıllar görev yapan, İstanbul‟daki dergâh ve külliyesi irfan yuvası olmuştur.

Pîr Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri, İstanbul’a geldiği vakit kibârı evliyâullahlar ve velîler ile mülâki Pîr Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri, İstanbul’a geldiği vakit kibârı evliyâullahlar ve velîler ile mülâki olmuş ve bir müddet sonra ünü İstanbul‟a yayılarak tanınmıştır.

Hazreti Pîr Anadoluya gelmeden önce, Kübreviyye ve Nûrbahşiyye tarikatlarından icâzetli idi. Erzincan‟da Şeyh Emir Ahmed Semerkandî (k.s.a) hazretleri, Hazreti Pîr‟e Halvetiye tarikatı hilâfetini vermiştir. Pîr Hüsâmeddin Uşşâkî Hazretleri de Kübreviyye, Nûri Bahşiyye ve Halvetiye tarîkatlarını birleştirerek Uşşâkî tarîkatını kurmuştur.

Hazreti Pîr’in Hac Dönüşü Konya’da Vefâtı

Pîr Hazretleri hac farîzasını ve ziyâretlerini edâ edip, dönüşlerinde Konya’ya uğrarlar ve Hazreti Mevlânâ’nın (k.s.a) türbesini ziyâret ederler. Ziyâretini müteakip Mevlevî şeyhi olan dedeyi yanına çağıran Hazreti Pîr, dedeye şu tâlimatı verir: “Biz burada Hakk‟a yürüyeceğiz. Techiz ve tekfinimiz (yıkanma ve kefenlenme) burada yapılacak. Fakat cenâzemiz İstanbul’dan gelecek heyete teslim edilmek üzere muhafaza edilecektir.”

Kısa zaman sonra dârı fenâdan dârı ukbâya Rabbisine rücû etmiştir. H.1001 (M. 1593) İşâreti mâneviye ile evlâtları Mustafa ve Abdülaziz efendiler Konya’ya gelirler. Konya vâlisinin cenâze namazını kıldırmasından sonra, Hazreti Pîr‟in cenâzelerinin kokmaktan muhafazası kastı ile ilâçlanmasını istemesi üzerine, sâdık müridler bu isteğe karşı çıkmışlardır. Bir tarikat pîrinin cesedinin asla kokmayacağını, kokmaktan emin ve mahfûz bulunduğunu ileri sürmeleri üzerine de vâli, bu isteğe uymaya mecbur kalmıştır.

Nitekim oğullarının İstanbul’dan Konya’ya gelmelerine kadar, on dört gün Mevlevî tekkesinde saklanan Hazreti Pir’in cenâzeleri, kokmak şöyle dursun çevresine misk gibi kokular yaydığı görülmüştür.

Hz. Pîr’in vasiyetleri mûcibince, mübârek cenâzeleri, emirleri uyarınca, bir öküz arabasına konularak Konya’dan yola çıkarılmıştır. Öküz arabası nerde durursa oraya defnedilmesi vasiyetleri arasında bulunduğundan, yol esnâsında arabaya hiç bir müdahale yapılmadan Üsküdar’a gelinmiştir. Pâdişah III. Sultan Murad, belki öküz arabası İstanbul tarafına geçer diye düşünerek, Üsküdar’da hâlen “Öküz İskelesi” diye anılan sâhil kısmına sallar koydurmuştur. Arabayı çeken öküzler ise iskelede hiç durmaksızın hazırlanmış sallara geçmişlerdir. Dolmabahçe, Fındıklı arasında karaya çıkan araba, oradan Kasımpaşa’ya gelerek şimdiki türbenin önünde durmuştur. Kendi dergâhına bir kabri şerîf kazılıp, Hazreti Pîr orada Hakk‟ın vâsi rahmetine tevdi edilmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

Üsküdar’da mübârek cenâzelerini karşılayanlar arasında Pîr Azîz Mahmûd Hüdâyi Hazretleri de bulunmuşlardır. Cenâze törenine de bizzat katılmışlardır.

Nakledilir ki, Pîr Hazretleri Hicaz seferine çıkacağı sırada, büyük oğlu Mustafa Efendi’ye eşinin hâmile olduğunu, Abdurrahim isminde bir kardeşlerinin dünyâya geleceğini söyleyerek: “Bizim Hakk‟a yürümemiz mukadderdir. O saâdetli oğlumun ismini Abdurrahim koy ve kendisinin ilim ve terbiyesiyle meşgul ol” diye vasiyette bulunmuştur.

Abdurrahim Efendi Pîr Hazretlerinin 121 yaşlarında iken dünyâya şeref veren oğludur. Pîr Hazretlerinin nesli de, en son doğan bu oğlundan gelmektedir.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretleri, tasavvuf yolunda 126 adet halîfe yetiştirmiş ve bunları dünya üzerinde çeşitli beldelere irşâd görevi ile görevlendirmiştir.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî Hazretlerinin türbe-i saâdetlerinin kapısı başında söyle yazılıdır:

Kâbetü’l Uşşâkî başed in makâm Her ki nâkıs amed inca şod tamam

Anlamı: Bu makam âşıkların Kâbesi’dir. Buraya noksan gelen tamam olarak gider.

Hazreti Pîr’in Eserleri

Halvetilerin virdi olan “Vird-i Settâr” üzerine ilâveleri olduğu gibi ayrıca Evrâd-ı Kebîr, Hizbu‟t Tesbih ve Ahzâb-ı Üsbû‟iyye adında eserleri vardır. Nakşiyeyi Hâlidiye ricâlinden Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddin Efendi, Mecmuatü’l-Ahzâb adlı eserinde Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (k.s.a) Hazretlerinin bu üç eserinden bahsetmektedir. Büyük bir aşk ve sırlar ile tertip edilen Evrâd-ı Kebîr’i, Pîr Hazretlerinin şeref ve şânının yüksekliğine bir delil, mertebesinin açık bir burhânıdır.

Hazreti Pîr’in Çocukları:

Mustafa, Abdülaziz ve Abdurrahim isminde üç oğlu ve Ferah Sultan isminde bir de kızları vardır. Esma Hatun ile “Matlube” mahlâsını kullanan Helvacı Bacı isimlerinde iki de eşleri vardır.